Güller

Gül Efendimizi Temsil Eder
Gül neden Peygamberimizi temsil eder?
Peygamber Efendimizi temsil eden herhangi bir resim gösterilemez. Ancak, genelde O’nu temsilen ‘gül’ resmi kullanılır. Peki bunun özel bir nedeni var mıdır?

Allahu Allahu 💕💕

The light of dawn is from the radiance of Your (PBUH) faceThe sparkle of the night is from the glimmer of your (PBUH) blessed Hair. Allahu Allahu Allahu AllahAllahu Allahu Allahu Allah.Our Master (PBUH) is a treasure of grace. He (PBUH) is a treaure of Mercy. He (PBUH) is the guide of the entire nation, […]

Allahu Allahu 💕💕

SEYYÜ’S SEKATİ HAZRETLERİNDEN

Evliyâullâhın büyüklerinden olan Seriyyü’s-Sekatî (rah.) şöyle buyurdu:

• Ben, Allâhü Teâlâ’ya itaatın daha ucuz ve daha rahat olduğunu; Allâh’a isyanın ise hem pahalı ve hem de daha yorucu olduğunu görüyorum.

• Şunu iyi bil ki! Muhakkak marifet-i ilâhî, kalbe yerleşmek ister. Hayâ varsa yerleşir, yoksa kalpten çekilir.

Kim işini yarına bırakmayı âdet edinirse, kıyamet günü hüsran ve pişmanlığı artar.

Kendisine verilen nimetlerin kadir ve kıymetini bilmeyen kimseden, o nimetler hiç anlamadığı bir şekilde geri alınıverir.

• Kendisinde olmayan meziyetlerle insanların gözüne girmeye çalışan, onların gözünü boyayan kimse, Allâhü Teâlâ’nın rahmet nazarından düşer.

• Amellerin en güzeli şu beş şeydir: Günahlara pişman olup ağlamak, ayıp ve noksanlarını düzeltmek, gaybı bilen Allâhü Teâlâ’ya itaat etmek, kalplerden pası temizlemek, seni günaha sürükleyen şeylere âlet olmamaktır.

• “Kişi sıhhatte olduğu müddetçe (Allâhü Teâlâ’dan) korkması, ümidinden daha faziletlidir. Ölüm alâmetleri belirdiği zaman ise ümidi, korkusundan daha faziletlidir.” Kendisine “Bu nasıl olur efendim?” denildiğinde şöyle cevap verdi: “Zira kişi, Allâh’a karşı muhabbetinde samimi olursa, ölüm anında ümidi fazla ve Rabb’ine karşı zannı güzel olur. Sıhhatli iken Allâh’a karşı muhabbetinde samimi olmazsa, ölüm anında zannı kötü olur, ümidi de yüksek olmaz.”

• Benim âkıbetim falandan daha güzel, demeye cüret edebileceğim hiç kimseyi tanımıyorum.

• Ben, “Günahlarım sebebiyle yüzüm kararmış mıdır?” korkusuyla her gün iki defa aynaya bakarım.

• Sünnet-i seniyyeye uymakla beraber yapılan az amel, bidat ile yapılan çok amelden daha hayırlıdır. Takvâ ile işlenen amel(in sevabı) nasıl az olabilir ki?

HAZRETİ EBUBEKİR

HAZRET-HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN FEDAKÂRLIĞI: Abdullah bin Zübeyr radıyallâhü anh anlattı: Ebûbekir radıyallâhü anh Hazretleri, Müslüman oldukları için müşrikler tarafından işkence edilen zayıf köleleri satın alıp, onları âzât ederdi. Babası ona, niçin sadece zayıfları satın alıp âzât ettiğini, güçlüleri âzât etmediğini sordu. Hz. Ebûbekr-i Sıddîk cevaben; “Allâhü Teâlâ Hazretleri de, ben zayıf kulunu cehennem ateşinden âzât etsin diye” buyurdular.

Ebûbekir radıyallâhü anh Hazretlerinin âzât ettiği kölelerden birisi de Hazret-i Bilâl’dir. İslâmiyet’i kabul ettiği için müşrikler tarafından birçok eziyetlere maruz kalan ve Ümeyye bin Halef’in kölesi bulunan Bilâl-i Habeşî radıyallâhü anh Hazretlerini bir miktar altın mukâbilinde satın alıp âzât etmişti.

Müşrikler, Hazret-i Sıddîk’ın bu âlicenaplığını (büyük cömertliğini) görünce “Bilâl’in ona bir iyiliği bulunmuş olmalıdır ki onu böyle satın alıp âzât etti.” demişler. Bunun üzerine Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri, Leyl Sûresi’nin 17 ilâ 21. âyet-i kerîmelerini inzal buyurdu (meâlen):

“Hâlbuki çok müttakî olan (Allâh’a karşı gelmekten en çok sakınan), malını (Allah nezdinde sırf) temizlenmek için veren, ondan (cehennem ateşinden) uzaklaştırılacaktır. Ve onun (takvâ sahibi zâtın) yanında hiç kimsenin mükâfatı (karşılığı) verilecek bir nimeti yoktur. O ancak yüce Rabb’inin rızasını aramak için verir. Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.”

Hazret-i Sıddîk’ın sırf Allah rızası için bu fedakârlığını takdir etmek ve o müşriklerin iddiasını red için bu mübarek âyetler nazil olmuştur. Bütün müfessirler bu görüştedirler. Böyle olmakla beraber bu mübarek âyetlerin hükmü umumîdir, takvâ ile hakkıyla vasıflanmış cömert müminlerin, büyük mükâfatlara nail olacakları müjdelenmektedir. Hak Teâlâ Hazretleri, cümlemizi o pek mümtaz zatlara muhabbet ve bağlılıktan ayırmasın. Âmin.

/ FAZİLET TAKVİMİ 21 Şubat 2021, Pazar

3Aylar Hayırlara Vesile olsun inşaAllah

RECEB-İ ŞERÎF: (Yarın)
ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN AYI
“Eşhuru hurum” (haram aylar)dan olan Receb ayı, Şehrullah yani Allâhü Teâlâ’nın ayıdır. Bu aya oruçlu girmeli ve bu ayda çok ilticâ etmelidir.
Receb ayının
-birinci günü oruç tutanlara 3 senelik,
-ikinci günü oruç tutanlara 2 senelik,
-üçüncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevabı verilir.
Üç günden sonra her gününe birer ay, oruç sevabı verilir.
Bu ay, Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için Zât-ı İlâhî’yi bildiren İhlâs Sûresi’ni çok okumak lâzımdır.
Bilhassa bu aya hürmet olarak, günde 11 defa İhlâs-ı şerîf okumalı, tevhîd, istiğfâr ve salevât-ı şerîfeyi ihmâl etmemelidir.
Bu ayın birinci gecesi, bir tesbih namazı kılınmalıdır.
Receb-i şerîfin ilk on gününde bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rekât namaz da kılınabilir.
Receb ayında her gün, başında ve sonunda 7’şer Fâtiha-i şerîfe ile 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır. Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ yapılmalı ve oruç tutulmalıdır.
Bu orucu 13, 14 ve 15’inci günlerinde tutanlar, Eyyâm-ı Bıyz’da oruç tutma sünnetini de yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulurlar.
Recep Ayınız Mübarek Olsun. DÜA ve ibadetlerimiz makbul Günahlarımız Affolsun Cümleten inşaallah

KAİNATIN EFENDISI

Medine’de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Resulullah’ın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye defnedildi.
Tabii ailesi mecburi istikamet Türkiye’ye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu bugün ortaokul öğrencisi. Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları…

BİR SENİ GÜNEŞİM, BİR BABAMI, BİR DE TERLİKLERİMİ BIRAKMIŞTIM GELDİĞİM YERDE.

Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine’de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanıbaşında olduğu için, duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş.

Babam gelipte daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış, ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmişim. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben. Belki seni çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.

Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine’de yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmazmıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı, çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kımbilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi. Babama sormuştum bir seferinde:

-Babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye.

Babam da:

  • Evladım Medine’de iki tane güneş var da ondan, derdi.
  • Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim.

Babam gülerek;

  • Bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor.

Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşin de, sıcaklığın da içimizi ısıtıyordu. Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravza’sında yalınayak koşmam lazımdı.

Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okurki Medine müezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütünların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam ‘incitmeyin sakın, onlar Ebu Hüreyrenin kedileri’ derdi, biz de inanırdık. Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.

Çarşamba günleri hep Uhud’a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik. Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud’da senin Ravza’nın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.

İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti. Seni görmesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı. Buraları bana gurbet oluverdi.

Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Taki güneşin içimi ısıtana kadar. Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın.

Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medine’deyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, arasıra da olsa evimizi şereflendiriver.

Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım.

Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum. Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.

Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken abimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.

Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep o oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim.
Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.
Birgün sana gelişim geç bile olsa,
Bana gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et.
Ta ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun.
Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun…
Hayırlı cumalar 🌹

KALPTEN YAPILAN DUANIN GÜCÜ

İBRAHİM HAKKI ETHEM HAZRETLERININ BIR KISSASI

İbrahim Ethem Hazretleri, tâcı tahtı terk ediyor, Seneler sonra Kendi YAPTIRDIĞI camide yatsı Namazı kılıyor, Dışarıda kar var, hava çok soğuk, “Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor, Caminin bekçisi geliyor…
Bekçi: “Ne yapıyorsun burada” diyor…
İ. Ethem: “Müsaade et şurada yatayım, Sabah Namazından sonra gideceğim” diyor,
Bekçi bacağından tutuyor onu ve “İBRAHİM ETHEM SENİN GİBİ ÇULSUZLAR İÇİN YAPTIRMADI BU CAMİYİ” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya…
İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor KİBİR olur diye, Çaresiz şehre gidiyor, Her taraf kapalı, sadece bir yer açık, bir ekmek fırını…. Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor, Orada çalışan işçi “Geç otur” diyor, Aradan bir-iki saat geçiyor, Sabah ezanı okunmaya başlıyor, Okunduktan sonra işçi dönüyor…
“Hoşgeldiniz nereden gelip nereye gidiyorsunuz isminiz ne?” diyor
İbrahim Ethem de
“Ben iki saattir burada oturuyorum şimdi mi geldi aklına sormak” diyor…
Fırıncı “Ben bu fırında işçiyim, İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum, Ben onlara şimdiye kadar HARAM LOKMA YEDİRMEDİM, Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi, Ezan okundu mesaim bitti, Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi KAZANCIMA HARAM karışmaz” diyor…
İbrahim Ethem “Sen ne güzel adammışsın, Sen ALLAH’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu..?” diye soruyor,
“Ben ALLAH’tan ne istediysem verdi, Fakat ALLAH’tan bir şey istedim, Onu bana vermedi, ALLAH’a yalvardım, bana İbrahim Ethem Hazretlerini göster diye, bana onu göstermedi” diyor…
“O ALLAH ÖYLE BİR ALLAH Kİ” diyor İbrahim Ethem Hazretleri “İBRAHİM ETHEM’İN BACAĞINDAN SÜRÜKLEYE SÜRÜKLEYE, KAFASINA VURA VURA GETİRİR SANA GÖSTERİR, SEN YETERKİ YÜREKTEN İSTE” diyor…
Sevenin sevdiginden istedigi tek şeydir DUA… Ayrı bedenleri bir muhabbette birleştirendir DUA…
Çaresizken sığındığımız tek limandır DUA…
Kulun RABBİY’le teke tek buluştuğu andır DUÂ…
“YOKSULUN EKMEK KAPISI, DERTLİNİN DERMAN KAPISIDIR DUA…”
RABBİM Fırıncının Duası gibi İHLASLA Dua yapabilmemizi nasibetsin, Dualarda buluşalım ve her şer HAYR olsun İNŞALLAH…

RABBİM şu kısa hayatımızda iyi insanlarla Olmayı nasip etsin. ( Âmin )

ANNESİNE EN ÇOK İYİLİK EDEN

ANNESİNE EN ÇOK İYİLİK EDEN

Hazret-i Âişe (r.anhâ) vâlidemiz, Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletti:
“Cennete girdim, orada Kurân-ı Kerîm okuyan birini işittim. ‘Bu kimdir,’ diye sordum.
‘Hârise bin Numan’dır’ dediler.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):
‘İyilik, budur işte, iyilik böyle olur’ buyurdular.
Hârise hazretleri validesine bu ümmetin en çok iyilik edeni idi. Hazret-i Aişe (r.anhâ) buyurdu:
*“Resûlullâh Efendimizin a.s Ashâbından iki zât vardır ki onlar bu ümmetin içinde annesine en çok iyilik edenleridir.
Biri Osmân bin Affân ve diğeri Hârise bin Nu‘mân (r.anhümâ)dır.” 
(Üsdü’l- ğâbe)

Anne anne anne ve babaya iyi olanlar işte bu şeref ve müjdeye layıklar ve nailler..